
FAUST
Johann Wolfgang Von Goethe
Faust’a Goethe’nin kitabından yüzyıllar önce rastlarız; Faustus veya Doktor Faustus olarak bilinir. Faust, şeytanla işbirliği yapan bir Alman efsane kahramanıdır. İşte bu Faust sonraki yıllarda sayısız edebiyat eserinde, senfoni ve operalarda da yer almıştır. Öyle anlaşılıyor ki, şeytanla ilişkiye giren insanoğlu teması ya da doğrudan şeytanın kendisi hem sanatçıların hem halkın ilgisini yüzyıllardır çekiyor.
Gelelim bizim bu yazıda konumuz olan Faust’a. Ünlü Alman şair Goethe’nin ölümsüz eseri Faust, içinde yine şeytanın yer aldığı ve ikisinin işbirliği yaptığı bir dev şiir. Bu kitap on binin üzerinde dizeden oluşur ve yazılması altmış yılı aşmıştır; yani Goethe, neredeyse bir ömrü bu esere adamış gibidir.
Faust, Rus şair Lermontov’un “İblis”i, İngiliz şair Milton’un Yitirilen Cennet’i, gibi, şeytanın eser kahramanı olarak yer aldığı önde gelen eserlerden birisidir. Günümüze uzanırsak aklımıza gelen bu tür eserler arasında Coelho’nun, iyi ile kötü arasındaki savaşı ve insanın Tanrı ile karşılıklı ilişkisini konu alan Şeytan ve Genç Kadın başlıklı kitabını da dile getirmemiz gerekir.
Faust, Tiyatroda ön oyun başlıklı bölümle başlar. Bu bölümde, tiyatro müdürü, ozan ve palyaço arasında konuşmalar olur. Tiyatro müdürü, sahnelenecek bir oyun üzerinde ozan ve palyaço ile konuşur.
Tiyatroda ön oyun’un ardından gökyüzünde mukaddime (önsöz) gelir. Bu bölümde İsrafil, Cebrail, Mikail ve Mefistofeles (şeytan) arasında bir konuşma geçer. Mefistofeles ile diğer melekler arasındaki farklılık burada anlaşılır. Konuşmaya Tanrı da katılır. Tanrı, insanın yaradılış itibarı ile iyi olduğunu, doğru yolu bulabileceğini düşünmektedir. Şeytan ise farklı görüştedir. Tanrı ile adeta bir bahse girerler.
Aralarındaki görüşme şu dizelerle anlatılır:
Mefistofeles
Bahse girişelim mi? Ne var ki bu bahsi
yitireceksiniz
Biraz göz yumun hele bana siz,
görürsünüz nasıl baştan çıkarırım onu.
Tanrı
Sana sonuna dek göz yumuyorum, şaşırt
şaşırtabilirsen yolunu.
o yaşadıkça sana izin.
Her zaman yanıldığı olur çabalayan kişinin.
….
Öyleyse, al hayrını gör, Faust’u sana verdim,
ayır onu ilkel kaynağından erkeksen görelim.
Kendi yaşadığın uçurumlara sür,
ancak, korkarım bir gün utanacaksın şu doğruyu
ögrenerek:
En karanlık anlarında bile iyi bir insan
şaşmaz bir dakika yolundan
…
Ve melekler dağılır
GECE
Yüksek kubbeli dar, gotik bir oda.
Faust tedirgin, yazı masasının başındaki koltuğunda oturur.
Faust
Ne yazık! Kendimi öldürürcesine
felsefe okumuşum, hukuk okumuşum
tıp okumuşum giderek ne yazık
teoloji okumuşum.
Sanki şu sırada bir çılgından başka neyim!
Sanki öncekinden daha akıllı bir nesneyim.
Hoca demişim kendime, bir de doktor demişim
dizip kursumun karşısına on yıldır
öğrencilerimi her allahın günü
bilim sakızı çiğnemişim.
Ne var ki cim kamında bir noktayız işte!
İçime ateş salan bir şey var bu sezişte!
Üstün olmasına da üstünüm ya bir sürü züppeden
bir sürü doktordan, hocadan, yazardan üstünüm ben.
İçimde ne bir kuruntu ne bir kuşku var
ne de cehennemden ve şeytandan korku var.
Bu yüzden de uzağım her tür sevinçten
insanları düzeltmek ve doğru yola getirmek için
bilmiyorum gerçek bilgiye ne biçim ulaşacağımı
ve onlara bilgi adına neler verebileceğimi.
Ne param var, ne pulum, ne de nasibim
dünyanın şanından, onurundan, güzel
nimetlerinden.
Bir köpek bile dayanamaz böyle bir yaşama
hemen hemen[1]
Karamsar bir ruh halindeki Faust hiçbir şeyden tat almamaktadır. Sıkıntılarını aşmak için büyüye merak sarar, büyücülükle uğraşırken, ruh çağırmaya başlar ve Mefisto karşısına çıkar. Artık aralarında irtibat kurulmuştur. Şöyle bir anlaşma yaparlar, Faust dünya zevklere kapılıp beni istediğin yere götür. Eğer bir an gelip de yaşadığı an için «dur geçme, ne kadar güzelsin» diyecek kadar bir mutluluk duyarsa artık ölmeye razı olacaktır ve şeytana yenik düşmüş olacaktır.
Mefisto, Faust’u alemlerde dolaştırır. Meyhanelerden, lüks saraylara kadar her yeri gezdirir. Bir taraftan içkilere alıştırır. Karşısına masum bir kız olan Margarete’i çıkarır. Faust kızı sever kız da ona karşılık verir.
Kız, rahatça baş başa kalabilmeleri için, Faust’un verdiği zehri annesinin fincanına damlatır. Kadıncağız ölür. Margarete, Faust’tan olan çocuğunu boğar. Margarete’in kardeşi de Faust tarafından öldürülür. Böylece Faust’un eli kana bulanır.
Araya Yunan güzeli Helena girer. Faust ona da âşık olur. Fakat aradığı mutluluğu burada da bulamaz. Faust’un kendini mutlu hissettiği an kitabın sonunda gelir. Bir bataklık sahayı, bayındır haline getirmeyi tasarladığı anda bir nevi murada erer. Ve zamana «Dur, geçme çok güzelsin» der.
Mefisto’nun Faust’la yaptığı anlaşmaya gelince, ilk bakışta Mefisto bu bahsi kazanmış gibidir. Çünkü; bir toprak parçasını imar etmenin zevki ile mest olan Faust, hakikaten zamana «Dur, geçme, ne güzelsin» demiştir. Bazı yazarlar buna bakarak Mefisto’nun bu ikinci bahsi kazandığını kabul ederler. Gerçi, şekil bakımından öyledir. Fakat Mefisto, hiç şüphesiz bahsi böyle bir vesile ile kazanmaktan ise, kazanmamayı tercih ederdi. Çünkü, Faust’u asıl «ÖZ kaynağından» ayırmak için bunca emek harcadığı halde, sonunda Faust, insanlığını idrak ederek, tamamen beşeri bir hazza kendini vermiştir. Bu bakımdan bizce, Mefisto, burada da yenilgiye uğramıştır. [2]
Sonuç
Şeytan Yahudilikte, Hristiyanlıkta, ve İslamiyet’te dünyadaki kötülüğün baş faili olarak kabul edilen bir melektir. Kutsal kitaplarda şeytanın, tanrıya isyanı, Âdem ve Havva’yı günaha sevk etmesi ayrıntılı olarak anlatılır. “Kur’an-ı Kerîm’de on sekizi çoğul olmak üzere seksen sekiz yerde şeytan (on bir yerde iblis) kelimesi yer almaktadır. Cenâb-ı Hak hayırdan ve rahmetinden uzaklaştırdığı şeytana insanoğluna vesvese vermeye, çeşitli hile yöntemleriyle bâtılı hak gibi gösterip insanları doğru yoldan saptırmaya izin vermiştir. Allah’ın uyarmasına rağmen Âdem ile eşi Havva şeytanın aldatıcı sözlerine kanarak yasak meyveden yemiş, bunun cezası olarak cennetten çıkarılmış, böylece dünyada kıyamet gününe kadar devam edecek olan insan hayatı başlamıştır.” (https://islamansiklopedisi.org.tr/seytan)
Eski Ahitte ([3]) kötülük sebebi olarak şeytan yoktur. Bu roldeki şeytan Yeni Ahit’te ortaya çıkar. Şeytan gururu yüzünden Tanrı huzurunda kovuldu! Çünkü o Tanrı gibi olmak istedi. Tanrı’dan daha görkemli olmak istedi. (Yeşaya 14:12-15 ve Hezekiel 28:12-15)
Bu bölümlerde ayrıca Şeytan’ın ne kadar güzel ve ihtişamlı bir melek olarak yaratıldığını görüyoruz. Büyük olasılıkla en üstün melekti. Tahtın önündeki meshedilmiş Keruv’du. Tanrı’nın yarattıklarının en güzeliydi. Ama o sahip olduğu makam ile yetinmedi. Bunun yerine Tanrı olmak istedi. Tanrı’yı tahtından ederek, evrenin hâkimi olmak istedi. Enteresan olarak; Âdem ve Havva’yı Aden bahçesinde ayartmak için onlara da “…o ağacın meyvesini yediğinizde gözleriniz açılacak, iyiyle kötüyü bilerek Tanrı gibi olacaksınız.” (Yaratılış 3:1-5) dedi. Onları da aynı tuzağa çekti.
(https://www.kutsalkitap.org/seytanin-dususu/)
….
Goethe, tanrının gözündeki insanı, yani şeytan tarafından kandırılamayacağına inandığı insanı bize çok uzun bir öykü içinde çok farklı aşamalarla anlatır. Peki kim kazandı bu bahsi?
Bana göre insan kaybetmiştir. Şeytan önderliğinde öylesine kötü olaylara karışmıştır ki en sonunca iyi bir iş yaptığında dur, geçme, ne güzelsin demiş olması, Goethe’nin biz okurlarda yarattığı bir kafa karışıklığıdır. Bu cümleyi, iyi bir şey için dedi diye yaptığı kötülükler unutulamaz. Eğer Tanrı’nın kazandığını, nihayetinde Faust’un iyi insan olduğunu düşünürsek kızın annesinin öldürülmesini, çocuğun boğulmasını ve kızın kardeşinin öldürülmesini nereye saklayacağız. Faust ya da Tanrı Şeytana karşı kazanmış değildir. Faust yaptıklarından dolayı kaybetmiştir. Peki insana güvenen Tanrıya kazandı diyebilir miyiz?
Kim kazandı konusunu bir yana bırakıp bir başka yöne bakarsak şurası çok açık: Goethe bize insanın her zaman Şeytanla işbirliği yaparak (!) (yani bizzat kendisinin) her türlü kötülüğü yapabileceğini göstermiştir. İnsan hem iyiliği hem kötülüğü içinde barındıran bir varlıktır.
[1] Faust, Çeviri: Hasan İzzettin Dinamo, Yazko, 1983.
[2] Faust, Çeviri: Sadi Irmak, İstanbul Kitabevi, 1973.
[3] İsa’ya kadar olan Yahudi kutsal metinlerini Eski Ahit; İsa’dan sonra yazılanları Yeni Ahit olarak adlandırır. Hıristiyanlar bu iki döneme ait kutsal metinleri kendi kutsal kitapları kabul eder. Tevrat, Eski Ahit, İncil ise Yeni Ahittir.
Kadri YAMAÇ
